Can durağını arıyorsan ey can ;
Can da sensin, durak da sensin.
Bir lokma ekmekse peşinden koştuğun,
Elbet ekmek de sensin.
Eğer akıl erdirebiliyorsan bu sözün sırrına;
Bil ki her ne arıyorsan o sensin.
Hz. Mevlana

BAK...
BİL Kİ DOMUZLARIN ÖNÜNE İNCİLER SERİLMEZ.
MÜCEVHERDEN SARRAFLAR ANLAR ANCAK, BAŞKASI BİLMEZ.
NE FARK EDER Kİ ; KÖR İNSAN İÇİN ELMAS DA BİR, CAM DA...
SANA BAKAN BİRİ KÖR İSE, SAKIN KENDİNİ CAMDAN SANMA.
HZ. MEVLANA

08 Aralık 2009 Salı

Ramiz Dayı'dan özlü sözler :)

GEÇMİŞE DÖNMEK BAŞKA, GEÇMİŞİ SİLMEK BAŞKA...
BİR KERE AKTI MI ZAMANIN İÇİNDEN, SUYUN YOLU DEĞİŞMEZ.
UMUTMA!!!
BİN KERE DÖNSEN O GÜNE BİN KERE İHANET EDECEKLER SANA.
HERKES DOĞASININ GEREĞİNİ YAPAR.
BİN KERE İHANET ETSELER SANA, ÇARESİ YOK BİN KERE GİDERSİN YANLARINA...

Not : Tuncay Kurtiz'in canlandırdığı Ramiz Dayı Karakteri böyle güzel sözler sarfetmeye devam ettiği sürece bloğumun daha pek çok postuna konu olacağa benzer. :)

Ezel / Ramiz Dayı "SADAKAT"

Sadakat; ne menem şeydir bu sadakat...

Sadakat sır saklamak mıdır?

Sessiz kalmak mıdır kıyametin kopacağını bile bile?

Ölüm gibidir sadakat, pazarlığı olmaz.

Bir kere çizgiyi geçtin mi; yoktur dönüşü.

Ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana hayat;

Çeker gider, sadık kalmaz sonunda


Ama kötülük öyle mi?

Hep yanı başındadır insanın.

Sözler verilir, sözler unutulur.

Gün gelir ihanet eden sadakat ister.

Sadaka gibi verilmez sadakat, isteyen hepsini ister.

Sevdiğine sadık kalan adam, kendinden vazgeçebilen adamdır.

Yapmakla olup bitseydi bu iş; hemen yapardım,olup biterdi...

Döktüğüm kanla akıp gitse herşey,

Bir vuruşta sonuna varmıştım işin.

Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen;

(Zaman denizinin kumsalı olan bu dünyayı)

Öbür dünyayı gözden çıkarıverir insan.

Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı.

Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor içine zehir döktüğümüz kupayı.

SADAKAT SEVDİĞİNİ ÇIKARIP AVUCUNDA TUTMAKTIR.

AMA SADAKAT GEREKTİĞİNDE O YÜREĞİ FIRLATIP YERE ATMAKTIR.

Sadakat ya birine doğru koşmaktır,

Ya birinden kaçmaktır.

Sadakat erdem değildir aslında;

Sevgiden kör olmaktır.

HEP KAÇTIĞIN ŞEYE ENİNDE SONUNDA YAKALANMAKTIR SADAKAT.

Yemin etmeden bir daha düşün!

ÇÜNKÜ SADAKATLE BAŞLAYAN HERŞEY; İHANETLE BİTER...

07 Aralık 2009 Pazartesi

Son Durumlar

Bayram geldiği gibi hızla geçti gitti. Umarım herkesin bayramı güzel geçmiştir. Ben ailemle ve sevdiklerimle beraberdim.

Bayram dönüşü yoğun iş temposuyla boğuşurken bütün dileğim hafta sonunun gelmesiydi. O da geldi geçti sağolsun. :) Ama istediklerimi gerçekleştirdiğim için huzurluydum hafta sonunu uğurlarken.

Öncelikle Tarçın'ı sitede gezdirmek dışında dışarıya adım atmadım ki bu evde oturmak ve zaman geçirmek isteğimi gerçekleştirdiğim anlamına geliyor. Cumartesi günü detaylı bir ev temizliği yaptım; ki bu da 2. dileğimdi. Kitap okudum, çamaşır yıkadım, Kuruttum, ütüledim, uyudum, miskinlik yaptım yani uzun zamandır hayalini kurduğum pek çok şeyi gerçekleştirdim. :)

Pazar günü Tarçın rahatsızlandı. Ona çok üzüldüm. Hatta ağladım onun o haline dayanamadım. Üşüttü ya da yediği birşey dokundu sanırım. Halsizdi. Sonra da 5-6 kez istifra etti. Hayvan deyip geçmemek lazım; istifra ederkenki utangaç sıkılgan mahçup halleri gözümün önünden gitmiyor. Biz de kardeşimle mümkün olduğunca rahatlatmaya çalıştık. Sevdik, sakinleştirdik. Feyza 'cığım ziyaretimize geldi. Tarçın onu görünce çok mutlu oldu. Sağolsun günümüze neşe kattı. :)

Yemek yaptım bir de çeşit çeşit. Bütün hafta yeter bize. Merakla Şeb-i aruz törenlerini bekliyorum ve törenden önce okumak istediğim kitapları okuyup bitirmeye çabalıyorum. Bende durumlar bu şekilde. Mimari ve dekorasyon ile ilgili ekleyeceğim yazılar var ama biraz daha toparlamam gerek. İşte böyleeee.

Herkese sevgiler...

Sevgili Miss Sensible bu yazı senin için bilesin. ;)

26 Kasım 2009 Perşembe

İYİ BAYRAMLAR


HEPİNİZİN BAYRAMINI KUTLAR; SEVDİKLERİNİZLE HUZUR, MUTLULUK VE SAĞLIK DOLU GÜZEL BİR BAYRAM GEÇİRMENİZİ DİLERİM...

24 Kasım 2009 Salı

7 günde zekayı %40 arttırmak!!!

Gelen bir maili sizlerle de paylaşmak istedim. Her ne kadar bunun mümkün olduğuna inanamıyor olsam da; aranızdan deneyen olur da sonucu paylaşırsa sevinirim.

Sevgiler...


Bugünlerde hatırlama zorluğu çekiyor bir türlü işinize dikkatinizi veremiyorsunuz.
Peki 1 haftada Einstein olmak ister misiniz?
Beyninizi güçlendirmek elinizde hem de çok basit yöntemlerle.
İşte hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın yolları;

Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu.

Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQ’larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

BİR HAFTALIK PROGRAM

Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın.
Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.
Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.
Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın. {mosgoogle none}
Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.
Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.
Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Soguk alginligi - Grip - Domuz gribi arasindaki farklar


Sevgili Elçin'in birkaç gün önce mailime gönderdiği bu faydali bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim. Sık sık hapşırıyor olmamın verdiği acaba endişesinden, bu bilgiler sayesinde kurtulmuş oldum. :)

İnternetten Outlet alış-veriş

Sevgili Hülya sayesinde haberim oldu Outletim.com'dan. Ünlü markaların ürünlerini en az %70 iskontolarla alabiliyorsunuz.

Geçen hafta fotoğrafta gördüğünüz ürünü sipariş ettim ve gerçekten 1 iş günü içerisinde elimde oldu. Bir tane de çok şeker hediye t-shirt de göndermişler. Çok uygun fiyatlarla bu kadar kaliteli ve güzel ürünlere siz de sahip olmak isterseniz haydi tıklayın. :)
http://www.outletim.com/index.jsp?key=null
Not: Fotoğraftaki ürün 143,00 TL'den 39,00 TL'ye düşmüştü. (%72.19 indirim)

22 Kasım 2009 Pazar

İzledim : [The new Moon(Yeni Ay)]

İlk gün izlemezsem olmazdı değil mi? :) E ben de gittim ve izledim tabii ki bu durumda. Sultişim ve anneciğim ile birlikte toplamda 8 kişilik bir grup olarak gittik filme. Beğendiğim ve beğenmediğim noktalar var. Ama genel anlamda büyük keyifti benim için. Çekimleri 1. filme göre daha kaliteli buldum. Meydan avm'nin sinemasını beğendim. Reklamlarda ve film tanıtımlarındaki yükses ses biraz rahatsız edici olsa da film başlayınca kulaklarım hemen unuttu o ses bombardımanını. Makyajları ilk filme göre daha başarılı buldum. Edward'a diyecek sözüm yok. :) Bu filmde Jacob'un öne çıkışına tanık olduk, tıpkı 2. kitapta olduğu gibi. Jacop Bella'ya yardım etmek için T-shirtini çıkardığında bütün salon çığlığı bastı resmen. :) Sanki herkes o anı bekliyormuş gibiydi. İlginç bir andı.

Filmin en beğendiğim öğesi müziklerdi. Tek kelimeyle harikaydı. Müzikleri bulabileceğim bir site araştırsam iyi olacak. Kulaklarımın pası tam silinememiş. :)

Korkmayın kitabını okumayanların var olduğunun bilincinde olarak konusundan bahsedecek değilim. Bekleyenler izlesin bakalım. Zaten uzun süre filmin yorumlarını okuyacağımızı ve izleyeceğimizi hissediyorum. Benden bu kadar. :)

Max fm


Max fm ile tanışmam bir Kırıkkale seyahatinde oldu. Ankara'ya yaklaştığımda radyo kanallarını kurcalarken takılıp kaldım ve büyük keyifle dinledim. Ondan sonraki her seyahatimde Ankara'ya yaklaşır yaklaşmaz direk 95.8'e ayarlamaya başladım radyoru. Şu anda evdeyim, yetiştirmem gereken çizimlerle boğuşuyorum ve max fm dinliyorum. Şirkette çalışırken de ortam müsaitse açıyorum kısık sesle hem dinliyorum , hem çizim yapıyorum. Belki sizler de bu tarzdan hoşlanıyorsunuzdur diye paylaşmak istedim. İşte linki. İyi dinlemeler... :)

20 Kasım 2009 Cuma

Gülelim :)


Sevgili Fatma'nın mailime gönderdiği karikatürü sizlerle paylaşmak istedim. Çalışan kesimin ofiste olduğu ve artık yorulduğu , ev hanımlarının da akşam hazırlığına başlayacağı şu saatllere çok uyduğunu düşündüm. :)

18 Kasım 2009 Çarşamba

Zeyrekhane Restaurant

Geçen Hafta müdürlerimle yaptığımız iş görüşmesinin ardından yemek yediğimiz mekandan bahsetmek istiyorum sizlere...

Eminim İstanbul'da yaşayan pek çok kişinin bilgisi yok bu huzur dolu; enfes yemekleri ve manzarasıyla büyüleyen restauranttan.

Restaurant Koç vakfının ele alıp restorastonunu yaparak hizmete sunduğu Rahmi Koç Müzesi Restaurantlarından biri.Mekanın dekorasyonu ile Rahmi Koç ve Azize Taylan bizzat ilgilenmiş.Restorasyon sırasında kullanılan harçlar Anadolu’dan toparlanan özel alaşımlarla aslına uygun olarak yapılmış. Zeyrekhane’de bulunan tüm tablolar, fermanlar, kavukluklar, hat örnekleri her şey orjinal. Bütün bunlar bu mekanı oldukça hoş ve ilginç kılan unsurlar. Bir mimar olarak restorasyonda göstermiş oldukları titizlikten dolayı Koç Vakfını ayakta alkışlıyorum...

Siz de huzurlu ve tarih kokan bir mekanda Türk mutfağının enfes yemeklerinden tatmak isterseniz Zeyrekhane muhteşem manzarası ile aklınızın bir köşesinde olsun.

http://zeyrekhane.com/site/ Bu adrese tıklayarak mekanla ilgili daha fazla bilgiye sahip olabilirsiniz.

Sevgiler...

Ahmet Ümit / Bab-ı Esrar (Sırlar Kapısı)

Aşk'tan sonra kopamadım Mevlana ve Şems'ten. Daha uzunca bir süre de kopmak gibi bir niyetim yok. Şu anda Bab_ı Esrar'ı büyük bir keyifle okumaktayım. Sanırım bu gece bitiririm. :) Ahmet Ümit'in anlatımını ve konuya yaklaşımını beğendim. 2008'in 10. ayında piyasalarda olan bu kitabı hala okumayanınız varsa şiddetle tavsiye ederim. İnsanı rahatlatan sürükleyici kitaplardan biri.

Bu arada Mevlana'nın ölüm yıldönümü olan17 Aralık'ta Konya'da yapılacak Şeb_i Aruz (Düğün Gecesi) kutlamalarına bir arkadaşım sayesinde bilet bulabildim. Herşeyi sizler için de gözlemleyip, buradan paylaşacağım. :)

Ahmet Ümit Bab-ı Esrar (Konusu):

Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için... Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti... Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor. Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için...

12 Kasım 2009 Perşembe

Aşk

Elif Şafak'tan ya da romanından bahsetmek istemiyorum aslında. Kendisini sevmiyorum diyebilirim. O zaman kitabını neden okudun diyebilirsiniz siz de... Haklısınız derim size karşılık olarak. Ama Mevlana'dan Şems'ten bahseden dizeleri görmek istedi gözlerim. O büyük dostluğu tatmak istedi yüreğim.

Kitabı dün akşam bitirdim. Kocaman bir ağlamak var yüreğimde. Mevlana'yı ve felsefesini ne kadar çok sevdiğimi az çok hepiniz biliyorsunuz artık. Ama ben şimdi Şems'in de aşığı oldum. Böyle büyük bir yüreğin varlığını bilmek ve; dostu, yoldaşı uğruna yaptıklarını okumak beni bir duygu seline kattı götürdü. Hayat her dönemde aynı ve insanlar her devirde çeşit çeşit...

Aslolan yüreği temiz tutabilmek ve insanı yaradandan ötürü sevebilmekse bu dünyada; ki öyle; artık hiç anlayamıyorum insanların yüreklerindeki, gözlerindeki ve akıllarındaki karayı. Sanırım hiçbir zaman da anlayamayacağım.

Ey güzel Şems;

40 tane altın gibi kural bıraktın ya bize; bundan sonra zaten çoğu yürüdüğüm yolda benimsediğim ilkeler olan kurallarının tamamı ışığıdır yolumun... Ve sen tüm güzelliğinle gitmiş dahi olsan bu dünyadan; bil ki artık benim de yüreğimdesin. Dünya herşeye ve herkese rağmen güzel değil mi Şems? Evet dediğini duyar gibiyim. Ve gülümsediğimi gördüğünü de biliyorum... :)

Not: Şems'in 40 kuralını Elif Şafak biraraya getirmiş olsa da; yaptığım araştırmalarda zaten Şems'in felsefelerinin özeti olan bu 40 kuralı maddeye dökmüş olmak Elif Şafak'a mal olmaları anlamına gelmiyor benim düşünceme göre...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Ezel Dizisi

Evde televizyonumuz sürekli kapalı. Kardeşim akşamları bilgisayarının başında program yazıyor, ben de onun yanındaki koltuğa oturup kitabımın sayfalarına gömülüyorum. Tarçınım da dizimin dibinde şeker kemiğini kemiriyor bu süreçte, tüyleriyle oynamamdan mest bir halde. :)

Bu yayın döneminde tv karşısında olduğum tek gün Pazartesi. Ezel dizisi ilgimi çekebildi bir tek. Konusu ve konuyu işleyişleri şimdiye kadar güzeldi. Konuyu sakız gibi sündürmeden, ekran karşısındakileri baymadan getirdiler diziyi bu noktaya. Bundan sonra bakalım çizgi bozulacak mı? Umarım bozulmaz. :)

Sanırım diziyi izleyebilmemdeki önemli etkenlerden biri de Kenan İmirzalıoğlu'nun oynadığı ezel karakteri. :) Hem Ezel'i Hem Kenan'ı çok beğeniyorum. :)))))).

Siz ne düşünüyorsunuz bu dizi ve Kanan hakkında? :)

06 Kasım 2009 Cuma

New Moon - Yeni Ay

20 Kasım'da vizyona girecek olan serinin ikinci filmi New-Moon'dan flicr den bulduğum birkaç kare fotoğrafı paylaşmak istedim hazır konu açılmışken. Fotoğraflar bile yEtiyor insanın sabırsızlığını kamçılamaya. :) İyi ki ben bu serinin büyüsüne daha önceden kapılmamışım. Baksanıza 2 hafta beklemek bile zor geliyor aylarca nasıl dayanırdım. :)

Bunlar ve daha fazlası için : http://www.flickr.com/photos/27639623@N08/sets/72157615417817174/

































































Twilight(Alacakaranlık)-New Moon(Yeni Ay) - Eclipse(Tutulma) - Breaking dawn(Şafak vakti)

Stephenie Mayer 'ın seri halindeki bu güzel kitapları okunalı, konuşulup tartışılalı çok oldu biliyorum. Ama huyum kurusun bir kitap çok konuşuluyorsa okuyamıyorum. Ya o çok konuşulacak kitabı herkesten önce ben keşfetmek istiyorum ya da herkes o kitapla işi bitip kenara çekildiğinde elime alıp tadına varmak istiyorum. Yine Beyaz'ın Psiko tiplemesi gibi konuşmaya başladım sanırım. :)

3 hafta önce Kadıköy'de Alkım Kitapevinin rafları arasında dolaşıp kendime bir iki kitap seçtikten sonra, ödemeyi yaparken kasada gördüm Alacakaranlığın dvdsini. Onu alacaklarımın arasına eklediğimde; bu serinin büyüsüne kapılanların arasına katılacağımın farkında bile değildim. Akşam dvd playerın play tuşuna öylesine dokunduğunda ellerim ;nereden bilebilirdi ki o filmi izlemek için aynı tuşa tekrar tekrar dokunmak zorunda kalacağını. :) E filmin büyüsü bünyemi sardıktan sonra kendimi kitapların büyülü kollarına bırakmam kaçınılmazdı. 4 kitabı da sanırım 1.5-2 hafta gibi bir süreçte bir solukta okudum. Bu kouyla ilgili post yazmak için hepsini de bitirmeyi bekledim. Şimdi 20 Kasım'da vizyona girecek olan 2. filmi merakla bekleyen gözler arasında gözlerim. :)

Şunu tekrar anladım ki ben karmaşık bir dili, uzun cümleleri, ağır aksak ilerleyen hikayeleri hiç sevmiyorum. Akşam eve geldiğimde zaten taşımakta güçlük çektiğim kazan gibi olmuş beynimi bir nebze başka ufuklara taşımak olduğunda dileğim; bu yolculukta kitaplar oldu benim yoldaşım, yarenim...

Stephenie Mayer'in anlatımı, kurgusu, akıcı dili bu seriyi bi solukta okumamdaki en büyük etken oldu anlayacağınız. Hala okumayan olduğunu sanmıyorum ama varsa da şiddetle tavsiye ediyorum.

Sevgilerimle...

05 Kasım 2009 Perşembe

Organ Bağışı

3-9 Kasım'ın organ bağış haftası olduğunu sanırım ben de dahil çoğunuz bilmiyordunuz. Ben de sevgili Sihirli Eller sayesinde haberdar oldum bu konudan.

Organ bağışı bu güne kadar üzerinde pek çok tartışmaların yapıldığı bir konu olmasına rağmen , ne yazık ki halen bu konudaki ön yargılar yıkılabilmiş değil.

Ben organlarımı bağışlamaya Canan Tan'ın En son yürekler ölür kitabını okurken karar verdim. Bu düşüncemi de beğenen , beğenmeyen, karşı olan olmayan bütün sevdiklerimle paylaştım ve vasiyet ettim. Bu vasiyetimi de bu yazı aracılığı ile resmileştirmiş oluyorum sanırım. Diyeceksiniz ki git evrakları imzala bitsin. Bunu da çok düşündüm ama insan ne yazık ki yaşamın renklerinin arasında böyle bir girişimde bulunamıyor. Bir de sevdiklerini ve geride kalacakları düşünüyor sonra. Onları böyle bir mecburiyette bırakmaktansa ben dileğimi onlara ileteyim o noktada kararı onlar versin demek daha mantıklı geldi bana bu güne kadar. Ama hayat, belli olmaz. Bir gün gidip imzalayabilirim o evrakları.

Organ bağışı konusu ne yazık ki bizim ülkemizde insanlara yeterince anlatılamıyor bence. Ve hastanelerin çoğunda ne yazık ki bu durum hakkında bilgilendirici insanlar mevcut değil. Kitapta Nehir'i bağış konusunda ikna eden görevlinin durumunun ne kadar zor olduğunu ama pek çok hayatı kurtarmak adına canla başla çalışmasını okurken düşünmüştüm bunları.

Son söz olarak sevgili arkadaşlar; lütfen bloglarınızda ya da hayatlarınızda bu konuya daha çok değinin ve üzerinde durun. Unutmayın; insanı yaşatan ruhudur. Ruh bedenden ayrıldıktan sonra başkalarına hayat verebilecek organları toprağın altında çürümeye bırakmak yerine, bir bedende daha can bulmalarını sağlamak daha güzel olmaz mı sizce de? Allah korusun ama organ bağışı için her telefonda umutla sıçrayan siz veya bir yakınınız da olabilirsiniz. Bunu hiç unutmayın ne olur...

Sevgilerimle...

04 Kasım 2009 Çarşamba

Şem's in 40 Kuralı

UMARIM AŞAĞIDAKİ 40 KURALDAN HERKES KENDİNCE FAYDALANABİLİR. VE UMARIM Kİ KALPLERİ KÖTÜLÜKLE KARARMIŞ, GÖZLERİ, KALPLERİ VE DÜŞÜNCELERİ KİN VE HIRS İLE DOLMUŞ, ŞÜKRETMEYİ BİLMEYEN BİRİLERİ BU YAZILANLARDAN BİR DERS ÇIKARIR...

ANLAYANA... :)


ŞEMS'İN 40 KURALI

KURAL 1: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dedi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

KURAL 2: Hak Yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

KURAL 3: Kuran dört seviyede okunabilir. ilk seviye zahiri manadır. Sonraki Batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

KURAL 4: Kainattatki her zerrede Allahın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allahı görüp yaşayan olmadığı gibi, Onu görüp ölen de yoktur. Kim O nu bulursa, sonsuza dek Onda kalır.

KURAL 5: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:Bırak kendini, koy gitsin; Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var.

KURAL 6: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.

KURAL 7: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

KURAL 8: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

KURAL 9: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

KURAL 10: Ne yöne gidersen git, Doğu,Batı,Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

KURAL 11: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

KURAL 12: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

KURAL 13: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca ,şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

KURAL 14: Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

KURAL 15: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış birsanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

KURAL 16: Kusursuzdur ya Allah, Onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde belebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradandan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir , ne layıkıyla sevebilirsin.

KURAL 17: Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

KURAL 18: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalrında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradanı tanır.

KURAL 19: Başkalarından saygı,ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

KURAL 20: yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

KURAL 21: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmay kalkmak, Hakkın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

KURAL 22: Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

KURAL 23: yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde

KURAL 24: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allahın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

KURAL 25: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama ikisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak cenneteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

KURAL 26: Kainat yek vücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canının yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

KURAL 27: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında 40 gün 40 gece sadece güzel sözler et. 40 günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

KURAL 28: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

KURAL 29: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,ne yapalım kaderimiz böyle deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

KURAL 30: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.Sufi kusur görmez. Kusur örter.

KURAL 31: Hakka yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp. Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise, ne yazık ki daha da setleşerek çıkar.

KURAL 32: Aranızdaki bütün perdeler tek tek kaldır ki, Tanrıya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! inancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

KURAL 33: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HiÇ ol. Menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

KURAL 34: Hakka teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

KURAL 35: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla insan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler . Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

KURAL 36: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler.Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan.

KURAL 37: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

KURAL 38: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

KURAL 39: Noktalar değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde. Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

KURAL 40: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya da tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.

İş Görüşmesine Giderken Nasıl Giyinmeli?

Msn Kadın sayfasında gördüğüm bu faydalı yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Aranızdan birilerine bir faydası dokunabilir diye düşünmekteyim.

İş Görüşmesine Giderken Nasıl Giyinmeli?

Beklediğiniz iş görüşmesi teklifi geldi. Kendinizi doğru ifade edebilmek, yeteneklerinizi ön plana çıkarabilmek için kıyafetinizle bütünlük oluşturmanız gerekir. İş görüşmesine giderken doğru kıyafet seçimi yapmanıza yardımcı olacak bilgiler…

Bazı şirketler klasik giyime önem verirken bazı şirketler kot pantolonla çalışabilme esnekliğine sahiptir. Görüşmeye gitmeden önce şirket hakkında kısa bir araştırma yapmalısınız. Bu sayede şirketin genel yapısıyla ilgili fikir edinebilir, giyim tarzınızı belirleyebilirsiniz. Reklam ajansı ve bankaların kültürleri arasında fark vardır ve kıyafet kurallarını doğrudan etkiler.

Pantolon-ceket ya da etek-ceket takımları her şirket kültürüne uyum sağlayabilir ve göze batmaz. Kahverengi, siyah, gri, füme gibi renklerde takım elbiseler tercih edebilirsiniz. Koyu renklerin modası asla geçmez ve size resmi bir görüntü kazandırır. Açık renkli kıyafetleri ilk görüşmede giymemeye özen gösterin. İşe başladıktan sonra kurum kültürünü soluyarak kendinize özel tarzınızı yansıtabilirsiniz.

Beyaz renk; karşınızdaki insanda güven duygusunu hareket geçirir. Uzun kollu, bele oturan beyaz gömlek giyerek ilk olumlu adımı atabilirsiniz. Takım elbiseniz koyu renkliyse açık pembe, lila, turkuaz gibi renkleri tercih edebilirsiniz. Gömlek seçimi, giydiğiniz takım elbisenin kumaşına göre büyük önem taşımaktadır. Eğer çizgili takım elbise giyiyorsanız mutlaka düz renkte bir gömlek tercih edin.

Ayakkabılarınız kıyafetinizle uyumlu, hafif topuklu ve mutlaka kapalı olmalıdır. Parmak arası sandaletler, çok yüksek topuklu ayakkabılar, payetli babetler iş görüşmesi için uygun değildir. Giyim tarzınıza uygun olmasa bile dolabınızda mutlaka klasik bir siyah ayakkabı bulundurun. Siyah; her renkle uyum sağlar ve iş görüşmeleri için en uygun ayakkabı modelidir. Temizlik, kıyafetlerinizde olduğu kadar ayakkabılarınız için de önemlidir. Yanınızda mutlaka kâğıt ya da ıslak mendil bulundurup görüşmeye girmeden önce ayakkabınızın üzerindeki leke veya tozları temizleyin.

İş görüşmesine giderken aksesuar kullanımında sadelikten yana olmalısınız. Bütün ilgiyi üzerine toplayan iri taşlı yüzükler, parlak kolyeler ya da sallantılı küpeler iş görüşmesinde tercih edilmemelidir. İnci kolye, tek taşlı yüzük ya da top küpeler kullanarak sade ve özenli bir görünüm yaratabilirsiniz.Çantanız çok büyük ya da çok küçük olmamalıdır. Koyu renk, deri, orta boy çantalar iş görüşmesi için idealdir. Payet, desen, zımba gibi teferruatlı çantalarınızı özel hayatınızda ya da işe başladıktan sonraki günlerde kullanabilirsiniz.

Elleriniz bakımlı olmalıdır. Beyaz ve tonlarındaki ojeleri tercih edebilirsiniz. Makyajınız abartıdan uzak, sadece yüzünüze canlılık verecek ve karşınızdaki insana kendinize özen gösterdiğinizin sinyali iletecek türde olmalıdır.

Dişleriniz temiz olmalı ve nefesiniz güzel kokmalıdır. İş görüşmesine girmeden önce karşınızdaki kişiyi rahatsız edecek baharatlı yiyecekler yemeyin ve sigara içmeyin. Hafif kokulu parfüm kullanarak güzel kokabilir, bakımlı görünebilirsiniz.

Saç modeli seçiminde sadelikten yana tercih yapmalı, kuaförden yeni çıkmış izlenimi yaratmamalısınız. Kısa saçlarınızı açık bırakabilir, uzun saçlarınızı şık bir topuzla şekillendirebilirsiniz.

Küçük bir tüyo: yanınıza bir kalem ve not defteri almayı unutmayın. İş görüşmesinde konuştuklarınızı not alırsanız bir sonraki görüşmelerde hatırlamak için hafızanızı zorlamazsınız.

02 Kasım 2009 Pazartesi

Tatilim çok şükür ki tam planladığım gibi gitti. Tabii ki bütün sevdiklerim ve istediklerim yanımda olamadı ama kısa sürede bu kadarını biraraya getirebilmek bile büyük bir başarı bence. :)


Çarşamba öğlenden sonra yağmurdan gözün gözü görmediği yollara vurdum kendimi. Akşam memleketim Kırıkkale'de ailemle ve sevdiklerimizle çok güzel bir organizasyonun ortasında duruyordum. Şöminede çıtırdayan odunlar sıcacık mekanımızdaki güzel sohbetimize eşlik ediyordu.
Perşembe sabah erkenden Nevşehir Kozaklı Asos Termal otelin yollarına düştük ailem ve aile dostlarımızla beraber. Canım arkadaşlarım Esra ve Funda da Kayseri'den aynı saatte yola çıktılar. Otelde çok keyifli bir 3 gece ve 4 gün geçirdik. Otelin akşam eğlencelerini şenlendirdik grup olarak. Annemin ve Esra'cığımın söylediği şarkılar günlerce otelde yolumuzun kesilmesine sebep oldu. :) Her durduran tebriklerini iletiyordu. :)
Birlikte geçireceğimiz sayılı dakikaları uykunun ellerinde katletmektense erkenden güne başladık her gün.Gece herkesin termal suların verdiği rehavetle pestil olmuş vaziyette odalarına çekildiği anlar, bizim odamızda derin sohbet ve eski günlerin anmanın kahkahaları eşliğindeki pijama partisinin başladığı anlamına geliyordu. Aradan geçen onca yıla rağmen sapasağlam kalan dostluklar kurmuş olmanın verdiği mutluluk vardı hepimizin gözlerinde otelden ayrılırken.
Yani kısacası bir önceki postta yazdığım gibi tüm hayallerimi gerçekleştirdiğim bir tatil oldu bu. Araba kullanmayı çok sevdiğim için uzun yolda tek başıma kendimle kalabildim; ailemle doyamamış olsam da hasret giderdim; eskimeyen dostlarımla güzel sohbetleri , şen kahkahaları , eğlenceyi ve hüzünleri paylaşabildim ve tabii ki cilt bakımı,masaj, kese, hamam, termal sular eşliğinde tüm hücrelerimi dinlendirdim. :)
Darısı ihtiyacı olan herkesin başına olsun. ;)